03 Mayıs 2006

Sinemada Kitap Uyarlamaları

Öncelikle acoustique üstat tarzı bir yazı beklemeyin yanılırsınız. Zira o kim ben kim. Sinemaya kaynak büyük çogunluk edebiyattan geldigi için burda ortaya bir handikap çıkıyor. Edebi eserlerin görsellik kaygısı yoktur sinemada olduğu gibi. Yazar hayalgücüyle bir mekan yaratır onu tasvir eder seninde hayalgücün kıt değilse canlandırsın kafanda aslında daha doğrusu canlandırabildiğin kadar anlarsın ya da o ölçüde zevk alırsın eserden. Ama sinema öylemi tamamen görsellik ön planda olduğu için seyirciyi tatmin etmelidir görsellik. Burda zannımca şöyle bir olay gerçekleşiyor. Bir kitaptan extra haz alan bir insan onun sinema versiyonuna koşa koşa gidiyor ve büyük ihtimal kafasındakileri beyaz perdede göremediğinden " ulan böylemi çevrilir bu film" diyor. Örneğin bir yerde benim film olarak hastası olduğum yüzüklerin efendisi filmini eseri okuyan biri begenmemisti hatta "keske hic sinemaya uyarlanmasaydı hayal kırıklığına uğradım" demişti. Sanırım senaristlerin payı ya da yönetmenin payı burda çok büyük. Yok be burası olmaz seyirciyi sıkar ya da burayı çekemeyiz yırt at tarzı yaklaşımlar yüzünden eseri okuyanlar hayal kırıklığına ugruyorlar.



CHARLIE'S CHOCOLATE FACTORY filmini izlememis ve izleyecek olanlar okumasin spoiler kaynıyor...

Benim hayatımdaki en önemli kitaplardan biridir. İnanmazsınız 40 küsür defa okumusumdur. Roald Dahl'ın muhtesem hayalgücünün en önemli eserlerinden biridir. Filmi anlatmayacam ama hayal kırıklıklarımdan bolca bahsedecem. Esere aşık olan biri olarak filmde Johnny Depp başrol oynayacak dendiğinde noluyoz lan dedim. Çünkü filmde bir çocuk ana karakter ve yaşlı sevimli ve gözlerinden zeka fışkıran çikolata fabrikası sahibi bir Will Wonka var. Depp'in Wonka'yi canlandiracagini duyunca mahvoldum çünkü o an anlamıştımki esere sağlam bir tecavüz olacaktı. ki beklediğim gibide oldu. izleyince eserdeki 93-96 yaşında Will Wonka (Depp) olmuş 30 yaşında bir idiyot. Eser mahvolmuş. İzleyince bende mahvoldum ve bende keşke çekilmeseydi dedim. Eğer vaktiniz olursa bu eseri okuyun. (Üstat sende torunlarına okutursun malum senin yaş aldı başını gidiyo sanada oku diyemiyeceğim...) Rahmetli Roald Dahl görse izin vermezdi bence böyle bir senaryoya.

Ama şunuda ekleyim. Örneğin Dan Brown varki adam direk senaryo formatında, al anam çek bunu diye bir eder yazmış. Yakında gösterime girecek Da Vinci Şifresi'nde de bunu hep beraber en yakından göreceğiz.

3 yorum:

  1. işte öyle arada üstadına laf itelersen yazı böyle kalakalır:)

    daha çocuk yok ulan, ne torunu..

    YanıtlaSil
  2. sorun bence kitapta belki de sayfalarca anlatilan duygulari dusunceleri filmde verememekten kaynaklaniyor. cunku esas kadin onca seyi dusunurken misal verandada oturuyodur sadece. iste o satir aralarindan alinan tat, keyif cart curt olmayinca da hep birseyler eksik kaliyor sanki..
    ama yine de, aragona varincaya kadar yuzuklerin efendisi filmindeki hersey ama hersey tamamen benim okurken hayal ettigim gibiydi. bu da beni sansli yapar, hayali benden ve yonetmenden farkli olani sanssiz.
    ben de toparlayamicam, ama frekonun torunlarina masal anlatmak ben de isterim :)

    YanıtlaSil
  3. sinemayı görselliğin tekelinde bir sanat alanı olarak algılamak kanaatimce hatalı. öncelikli alanı kurgudur sinemanın, görüntülerin varlığı, arka arkaya sıralanıp bir akıcılık elde edildiğinen beri, esasen zaman kavramını sinemaya yedirmektir, yani kurgu sinemanın başlıca öğesidir. biliyoruz ki fotoğraflar toplamı değil sinemasal gösteri işlemi. e bu yüzden yazılı kitapların sinema ehlinde harikalara dönüşmesinde bir kusur bulamıyorum.

    bkz: stanley kubrick

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.