16 Mayıs 2006

Ekranların en "ağır" 10 abisi. Bölüm 2: Ortaya karışık.

Devam ediyoruz efendim,

8-Rutger Hauer: Başka bir isminden değil de oynadığı filmlerden çıkarabileceğiniz oyuncu. Seksenlerin beton bakışlı, mahkeme duvarı suratlı çipil adamı Rutger'in oynadığı filmlerde; artık tesadüf müdür yoksa "izbe filmler" yapan casting ajanlarının hepsinde bu adamın numarası "hızlı arama" menüsünde olduğundan mıdır bilmiyorum her daim kan, şiddet, tecavüz, yine şiddet ve seksenlere özgü oksijenli saçlar gırla gitmektedir.

Bu sefer herkesin kendisini hatırlayabileceği, hatta unutmadığı bir rolü vardır. Kitabı ayrı efsane, filmi ayrı efsane olan Blade Runner ve Harrison Ford'u film boyunca peşinden koşturan (ağır abi manifestosu no 16: ağır abiler her zaman tek çalışır, saplantılı ve bozuk kişilikleri olması farzdır. haşa o sorunları çözmek için birilerini dövmek, vurmak ve öldükten sonra yine dövmek haricinde bir yöntem kullanmazlar.) , son sahnede ise yüzlerce katlı bir apartmandan düşmek üzereyken elini tuttuğu halde "can" veren replicant Roy Batty olarak hatırlayacaksınız. Ben ve imdb "eleştirmeni" dostlarımın ısrarla belirttiği gibi kendisi o rol için Oscar'ı haketmiştir ama alamamıştır. Zaten Seanbaby formülüne(*) göre de alması imkansızdır.

Bunun haricinde Cnbc-e'nin yaklaşık üç yıl önce yayınladığı ve televizyonun bir gün kapatılmasına neden olan Flesh and Blood filminde de başrolde oynamaktadır. Bahsi geçen film dahilinde Rutger bir Alman paralı askerini (tarihi detay; bu bahsi geçen askerlerin adı Landsknecht'dir ve Osmanlı ordusunu Viyana önlerinde püskürtmekte büyük rol oynamışlardır. Almanca da "toprağa bağlı asker" gibi bir anlamı vardı yanlış hatırlamıyorsam-böyle de "thrash knowledge" adamıyım) oynamaktadır. Film boyunca amiyane tabirle "uçana ve kaçana dahi" sığdırır. Şimdi filmi izlememiş olanlar tam olarak anlayamayacak ne demek istediğimi ama ben ömrümde böylesine "brutal" bir film görmedim, göremedim. Şöyle bir sahneden bahsetmek istiyorum, Rutger ve beraberindeki leş yiyici kılıklı herifler bir kaleyi ele geçirir ve kapılarını kapatırlar. Onları dışarı çıkarmak isteyen bir prens de bütün ordusu kendisini terk edince kaleden içeriye kampta buldukları vebalı bir köpeğin parçalarını atarlar. Köpeğin parçalarından birisi kalenin kuyusuna düşer ve o kuyudan içenler kan kusup tarım makinesi ifraz ederek ölürler. Diyebilirim ki filmin bu sahnesi diğerlerinin yanında ortalama bir Teletubbies bölümü gibi kalmaktadır(başka bir not; yıllar boyunca teletubbies kadrosunun tamamının erkek(?) olduğunu sanan yazar, BBC'de orijinaline denk geldiği zaman kırmızı, kafasında delik olan zibididen "she" yani dişi ekiyle bahsediliğini duyunca anlık bir dumur komasına girmiştir. orada bir yerlerde gök kuşağı renginde teletubbyler olduğunu düşünmek ise geceleri uyuyamamasının yegane nedenidir.)

Velhasıl kelâm kendisi kabir azabı gibi filmlerin tabutta son çivisi gibi bir adamdır. Yok ben hâlâ çıkaramadım diyenler için Sin City'deki papazı oynadığını hatırlatalım.

Sertlik derecesi: 7.5 Russel Crowe

*Bu kurala göre Oscar'ı her yıl kimsenin anlamadığı film ile engelli bir insan rolünü oynayan (eğer siyah bir oyuncuysa iki ile çarpın ihtimali) oyuncunun alması kaçınılmazdır.


7-Spike Siegel: İşte bilet cümlelerin, uzun ve sessiz bakışların adamı Spike Spiegel. Şimdi hemen "kardeşim çizgi filim bu, yakari vardı eskiden kanosuyla nehirleri aşardı ne günlerdi" diye üstüme yürümeyin. Demiştim kişisel seçimlerim bunlar, üstelik illa sinema\dizi aleminden olmaz arada anime'i olur, Fransız "lö artê" tarzı çizgi romanları olur kaynar diye.

Gerçi koca Cowboy Bebop serisinde desteyle ağır abi ve abla vardır ama Spike bambaşka bir izbedir. Üzerinden hiç çıkarmadığı ceket-gömlek kombinasyonu ve "oğlum tarih hocasının arabasını yakıcam şu lise bitsin" tandansında bağladığı kravatıyla bir çok kişi gibi gözükebilir. Bazen yorgun argın işinden dönen bir memur, trompet çalan bir caz müzisyeni ya da ne iş yaptığı asla belli olmayan, Kosmo Kramer tadında bir serseridir.

Geçmişi 27 bölüm boyunca bir türlü tam olarak aydınlanmaz. Hatta bir kaç flashback sahnesi ve son bölümlerdeki bir kaç dialog harici hakkında ip ucu bile verilmez. Kesin olan bir şey varsa o da bir zamanlar azılı bir suçlu\fedai olduğu, tahminen bir kadın yüzünden (ya ne yüzünden olacaktı ki?) eski dostu ve askerlik arkadaşı Vicious (ben de istiyorum böyle isimler. Peder beyle valide hanım Serdar koymuşlar, tamam büyük kumandan falan güzel de olmadı ki şöyle adımız. Merhaba benim adım Serdar; Ben de Gaddar (Vicious). Vay vay vay vay...) ile araları açılır. Vicious fedailikten "yaşlıların" maşası olmaya kadar yükselir, Spike ise "cowboy" adı verilen ödül avcılarına katılır. Partneri sayılabilecek tek kişi Jet Black'tir ki onun da geçmişi en az Spike kadar bulanıktır. Sonradan Ed isminde bir zibidi, Ein adında muhteşem bir köpek (sırf bu hayvan yüzünden kendime bir welsh corgi alacağım, bahçeli evim olunca) ve yine bulanık geçmişi olan Faye isminde bir kumarbaz hanım katılır. Spike'ın bu duruma karşı yorumu da "Hayatta üç şeyden nefret ederim, asap bozucu kadınlar, gürültücü çocuklar ve hayvanlar ve nedense bu üçünden de benim gemimde fazlasıyla mevcut" olmuştur.

Kendisini ağır abi yapan en önemli özelliklerden birisi de her türlü durum altında soğukkanlılığını neredeyse çıldırtıcı bir derecede koruyabilmesidir. Üzerine otomatik silahlarla ateş edilmesi, ikibuçuk metrelik bir zenci ile kung fu dövüşüne girmesi ya da en ufak bir hatasında milyonlarca insanın ölecek olması çok da önemli değildir. Mühim olan baygın bir ifadeyle düşmanın gözünün içine bakmak ve alnından boşalan soğuk terleri izlemektir. Bir kaç ağır abi kuralını (tek çalışma, şarjörlü tabanca kullanma) bozarken bile ağırlığından bir şey kaybetmez. Zira ne beraber çalıştığı insanlara "ölümüne" bağlıdır ne de onları geride bırakır. Silahı ise orta kalibre bir usp'yi andırdığı ve gizli bölmelerinden roket atarlar çıkarmadığı için görmezden gelinebilir.

Spike için diyebilirim ki uzay çağının Corto Maltese'i dir. Dünya kendi hayhuyu ile dönüp durmakta ama bu iki adam için zaman ve mekan her zaman bir istisna yapmaktadır. Yazarın amacı ise bir gün Schinichiro Watanabe'ye gidip "abi kapında yatayım, kulun köpeğin erkek geyşan olayım bi satır yazayım, harf bile olur uhuhu" diye ayaklarına kapanmaktır.

Sertlik derecesi: 74 Tom Cruise (ya da 1.75 Ken Watanabe)

6 yorum:

  1. yau ne iyi ettik de dükkana aldık bu adamı.. allah razı olsun birader bak sayende yeni meraklar kazanıoz, bi ara saldırayım p2p ortamlara da bakayım şu çizgi filme, nası da merak oldum akşam vakti..

    YanıtlaSil
  2. şimdi, anime-çizgi film ayrımı yapacak halimiz yok. çizgi film evet ama ihtimal olur ki ileride yapılacak bir listedekiler izlenirse (bak işte birisi bitmeden diğerine söz ver, bittim ben bittim) fark anlaşılır. o zaman cowboy bebop için p2p hatları inletilirken ben de düşüneyim, neler tavsiye edilir neler edilmez diye. aha yağmur da başladı, tam hapis olduk eve.

    YanıtlaSil
  3. manifesto sprecial f.r. edition: ağır abiler öyle mangaymış animeymiş bilmez, alayı çizgi filmdir.. çizgi romanda da marwellmiş dc comicsmiş, italyan ekolüymüş takmaz, tommiks teksas der yoluna devam eder..

    ayrıyetten ağır abi smayli koymamaya gayret eder..

    ha gene koyabilir, arada olur:)

    YanıtlaSil
  4. bu bağlamda denebilir ki

    fr, sertlik derecesi: 263 Geylwölf.

    o değil de, blog sol frame de düzineyle cevval birey görüyorum ama maşallah sağ frame de dilediğimce at koşturabilmekteyim. ilginj, nedir ki bunun şeysi?

    YanıtlaSil
  5. iblistirler efem, uykudadırlar.. elbet uyanacaklar lakin o gün geldiğinde frekman rivoluşıns bu uykuların hesabını soracaktır.. coşmaya devam:)

    YanıtlaSil
  6. Galewolf blogun ronaldinho'sudur diyorum. Vallahi durakta otobüs beklerken geldi aklima. Öyle şu anda yazılmış bir şey degil...

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.