07 Haziran 2006

eternal sunshine of the spotless mind


son birkaç yıldır ekşi sözlük'te yaklaşık her allahın günü başlığına bir entry girilmiş olan (demin baktım rakam 588 idi) bu filmi nihayet dün akşam itibariyle seyretmiş bulunuyorum.. kim yaptı ne yaptı detayını geçelim, üşenmeyelim bakalım, www.imdb.com diye bişey var..

benim değinmek istediğim hadise, 6 haziran 2006 gibi önemli bir günde omen gibi günün mana ve ehemmiyetine uygun bir filme gitmektense bu filmi tercih etmiş olmam, ve sonrasında yaşadığım "ohh be iyi ki seyretmişim" hissiyatıdır.. film üç sene sonra gösterime girmiş, ben 2 hafta sonra seyretmişim, ne gam; hemen gidip dvdsini bile alasım var, böylesine sevdim, böylesine etkilendim..

şu noktadan itibaren söyleyeceklerim yer yer spoiler içerebilir, seyretmeyen okumasın, ya da okusun anasını satayım, sanırsın hipokrat yemini ettik!

filmin konusundan ziyade, hissettirdikleridir önemli olan.. oyunculuklar çok mühim değil, böyle şahane bir senaryoyu kim olsa oynar..

kim istemez ki ayrılığın o en acıtan anında bir lacuna inc kapısından içeri girip, "silin kardeşim urspuyu kafamdan, zerresini hatırlamak istemiyorum" demeyi.. o anın gazıyla kaçımız çöküp masaya "şu dünyada yeriiim yokmuuuuş yokmuş, keşke bir yalan olsaydım olsaydım" deyu müslüm babaya sığınmadı ki.. kim ister ki öyle bir acıyı buram buram yaşamayı, günler geceler belki aylar boyu maymun olmayı, ne yediğinden ne içtiğinden zevk almamayı, her objede her baktığın yüzde onu görmeyi.. daha yüzbin çeşit sıkıntısı vardır bu işin, ve sadece zilliden ötürü de değildir böyle şeyler, sevdiğin bir insan ölür örneğin, evladın gidiverir de o acıya katlanamaz ve her türlü güzel anıya rağmen sildirebilir insan acıyı çekmemek için..

beri yandan, eğer böyle bir sildirme işlemi diyelim ki tarih boyunca yapılabiliyor olsaydı, o vakit bugün sahip olduğumuz pek çok sanat eserinin yerinde yeller esecekti.. unutmayalım ki en güzel aşk şarkıları, en harika şiirler, gidenin / ölenin ardından çıkmış, eser olmuş.. belki hemen o an çıkmamış, ama misal beş sene sonra, jeton öyle bir düşmüş kelalaka bir zamanda, belki "gözyaşlarımızı bitti mi sandın" olmuş, belki "you do something to me", bilemeyiz orasını.. dante alighieri denen muhterem, genç yaşta ölen biricik aşkı beatrice için yazmış ilahi komedya'yı, sırf onu melek mertebesine koyabilmek için nicelerini sokuvermiş cehenneme..

bir sarkastik durum ise, aşk / ölüm gibi acılardan ötürü doğan sanat eserleri nedeniyle yeni insanlarla iletişim kurma olasılığıdır.. aklıma hemen gelen bir örneği, zibilyon vakit önce birileri birilerine bir kelekler yaşatmış, ordan sanatçı "love is on the way"e ulaşmış, bir başka zibidi de kendisinin o sıralar çektiği ya da yıllardır çekmekte olduğu kimi cehennem azaplarını bu şarkıda kişiselleştirmiş, sonra oturup üstüne küçük bir yazı yazmış, bu yazıyı okuyan bir başkası da "nekadar güzel anlatmışsınız şarkıdaki duyguyu" diyivermiştir mesela.. bu ne yaman dilemma annem dedirten bir durum gibi görünse de, "öldüm ben" dediğinde bile ölmediğinin, ölmeyeceğinin, ölemeyeceğinin ispatı gibidir bir yerde, şahanedir..

lacuna inc'ler kurulmasın annem, gerek yok.. çok çok birkaç büyük rakı, ya da biraz deniz biraz uyku, ve tabi ki sabır ile bilinçaltına atılmayacak acı yok gibidir.. kalsın orda, paşa paşa, gün gelir acılar tatlı gelir adama..

satırlarıma, bugüne kadar bana aşk acısı yaşatan tüm kadınlara çaldığım şarkıyla son vermek istiyorum, detayı için 14 şubat 2006 tarihli tahinpekmez başlıklarına bakınız:

julio iglesias'tan geliyor: to all the girls i've loved before..

öperim annem, selametle:)

4 yorum:

  1. insan zihninin kendisi zaten kendisini silebilmekte. donun hatirlayin eski asklarin cumlesini. hepsinde bir "kara" donem var ve o donem en zor hatirlanan kismi degil mi? yani ayrilma doneminde olani biteni pek kolay hatirlayamasak da guzel gunlerden daha cok sey hatirlamiyor muyuz?

    neden kafama biri ile ilgili format attirayim ki. uzuntuleri zaten yasamis unutmusum, geriye hatirlayinca gulumsedigim guzel seyler kalmis. aman ne para vercem.

    YanıtlaSil
  2. yaw freko abi iyi, hoş, güzel bir yorum olmuş ama...

    aması var işte. koskoca film içinde bir jim carrey'nin oyunculuğu, bir kate winslet'in o seyretmeye doyum olmayan saçları, hele hele o salak hobbit elijah wood'dan daha bi tiksinmemize yol açan karakter. bunlardan da bahsetseymişsin daha bi dadından yinmezmiş. yine de ellerine, klavyene typona sağlık.

    YanıtlaSil
  3. yau işte ben kendi payıma olanı şeettim, oraları da siz şeedin bütüne ulaşalım.. illa yazılanın en tepede olması gerekmediği bir öğretiden geliyoruz büyük çoğunluğumuz:)

    YanıtlaSil
  4. jim carrey enteresan adam. şimdi düşünüyorum adamın bir iki tane aptal saptal ebelek rollü filminin dışında tüm filmlerinde yine sarsak ama garip derinliği olan rollerde (örneğin; man in the moon,truman show, vs..) . Ve yönetmenler nasıl da bu adamı bu enteresan kurguların içine cuk diyerekten oturtuyorlar. helal olsun diyorum. ayrıca frackmancim demişsin kim olsa o rolde olurdu...bence olmazdı abicim ama neyse...kate winslet için zaten ne denebilir ki...tüm enerjisini akıtmış filme. e ne de olsa clementine (eheh). Senaryo ve filmin içeriği hakkında şimdilik pek bişey demiycem, sildirme işlemini deriin deriiinnn düşünüyorum. Fayda zarar hesabı yapmam lazım önce...ehe. (Acıdan, özellikle de aşk acısından zevk alan,unutmamak için ne maymunluklar yaptığımız herkesde var olan mazoşist yanımızı unutmayalım)
    Senaryo ne olursa olsun (ki bence harika) kurgu pek mühim arkadaş, adamlar sağdan soldan vurdular film boyunca. Mekan içinde; duyumsanan mekanın hissiyatını uyandırma fikrine bayıldım (evin içinde,oturma odasında otururken yağmurun bastırması, donlarına kadar ıslanmaları gibi), (kabul ediyorum, kötü cümle olmuş ama seyreden anlar, daha açamıycam.) Seyredin ahali...ne yapın ne edin seyredin, Omen'e gidicem, Şiytanım ben, Şiytan seyretcem diye tutturan arkadaşlarınızı ikna edin seyrettirin. Sonra teşekkür etsinler size. :)

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.