John Lee Hooker (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) babamızın bir dönem Carlos Santana’ya maruz kalmışlığı vardır -ki övgü maksatlı söyledim yanlış anlaşılmasın. Santana da ayrı bir baba haliyle… İkisi de gitarın yenilip yutulmadan çalındığında da insanların içini cız ettirebileceğini aslında Kurt Cobain’den önce hatırlatmış mübareklerdir.
Neyse konuya girelim: Bu birliktelikten Chill Out (Things Gonna Change) adında bir çocuk doğar. Farkındaysanız şarkı iki isimlidir, Dilanım (Baharımsın Benim) konseptiyle kardeşçesine… Neyse ayrıntıları deşmenin bokunu çıkarmayalım. İşin içinde Santana olduğu için şarkı sapına kadar bir blues şarkısı olmaktan çıkmış, tam bir Latin lokumuna dönmüştür. John Lee Hooker’dan hiç beklenmemiş olan bu hareket, milliyetçi muhafazakar blues insanları dışında herkesin ağzına bir parmak bal çalmıştır. Şarkıda iplerin tamamen Santana’da olmasının tadı daha gitarlar girer girmez belli olur. Latin kadayıfı üstadımız, yine “onaylayan gitar” üslubunu kullanmıştır burada (meraklısı için ekşi sözlük’te bkz. Santana yapmak).
Şarkının sözlerini irdeleyecek olursak, bence irdelemeyelim. Zira bi tek “things gonna change” kısmındadır bütün vitamin. Orda da zaten ne dediği malum. Değişmeyeni Nuri Alço kapar değil mi sevgili okurlar… Çeyn çeyn çeyn diyor John Lee baba ve mesele zaten orda çözülüyor.
Bu şarkının Türkiye barları için de önemi tartışılmazdır. Rock barda da, blues barda da, Serdar Ortaç ile söz konusu şarkımızı arka arkaya çalabilen barlarda da en gözde seçimlerden biridir. Ben bunun nedenini, ritmindeki çok çok hafif kalça sallatıcılığa bağlıyorum izninizle. Oohh sosyo-biyolojik çıkarım da yaptım, plazada oda isterim.
Şarkının en sonunda yine Santana’dan beklenen gevreklikte bir solo vardır. Santana tonu diyebileceğimiz, kaç kilometre öteden duyulursa duyulsun kime ait olduğu anlaşılan bu ton, soloya esas tadını veren şeydir burada. Ondan sonra yine çeyn çeyn çeyn faslı girer ve şarkı tatlı biter.
Neticede, John Lee Hooker’dan beklenmeyen bir hareket, Santana’dan her zaman beklenen hareketlerle birleşince ortaya ölümsüz bir “mekan şarkısı” çıkmıştır. Daha kimbilir kaç kere gittiğiniz yerde çalacaktır ve daha kim bilir kaç kere “o sırada ne haltlar peşinde” olacaksınızdır bilinmez…