31 Ağustos 2006

Engin Baba, bu sizin için..

öncelikle kedinizin ölümünden ötürü teessürümü belirtirim, başınız sağolsun.. bizim de bir kızımız vardı, fırfır hanım, sizinkinin ezeli düşmanı türden, göğüs kanserine yakalanmıştı 4 çocuk anası ve sekiz yaşında iken, kaybettik.. iki sene eve hayvan giremedi, lakin dayanamadık, şimdi de kızımız pinky ile halefinin asaletinden prensesliğinden uzak, daha yaramaz, daha kavgalı, ısırmalı, havlamalı günler yaşıyoruz..
memlekette düzenli okuduğum tek köşe yazarısınız.. daha önce de bir postumda uzun uzun sizi ne denli sevdiğimi, beni ne kadar çok etkilediğinizi yazmıştım, emredin üç gün gözümü monitörden ellerimi klavyeden çekmeksizin tekrar yazayım..

biliyorum ki blog mecraını pek sevmiyorsunuz, ama bizi dahi takip ettiğinizden eminim.. eskiden köşenizde email adresiniz olurdu, ve artık kopuklardan bıktığınız için yayınlamıyorsunuz, beni de buna benzer satırlardan sizinle tek yönlü iletişime mecbur bırakıyorsunuz.. olsun, bana böylesi de yetiyor, sanki her gün her dakika yazdıklarımı(zı) okuyormuşunuzcasına keyifle yazıyorum..

Sevgili Engin Baba (ağabey diyesim yok, duayensiniz benim için, "baba"sınız)

affınıza sığınarak, son zamanlarda ikidir yaptığınız bir dalgınlığa işaret etmek istiyorum: ak 47 ve kalaşnikof (halk arasında keleş diye de bilinir) aynı moskof makinasıdır, her ortamda çalışmasıyla meşhur olup dünya üzerinde gerilla dedin mi ayağında terlik olmasa da omzunda bir tane muhakkak olan silahtır, 20lik şarjörleri de bantla birbirine sarılı şekilde (kolay değişsin diye) daimi üzerindedir..

diyelim ki bana inanmadınız, bu internet denen şeyi sayenizde sevdik, bari ona inanın:

http://kalashnikov.guns.ru/

bu aciz hatırlatmamı ukalalık olarak addetmediğinizi umuyor, ellerinizden öpüyorum..

saygılarımla,

frekmen rivoluşıns kardeşiniz (bir tanısanız çok seveceksiniz:)

parole parole

eski iş, lakin lazım oldu, basıverelim..
daha ziyade dalida - alain delon düeti paroles paroles diye bilinen şahane şarkının en bi orijinal hali.. çünküm bu 1973 mahsulü bir cover olup, anlatacağımız hikaye 1972'de geçmektedir, işte böyle de araştırmacı bir sözlük yazarıyım dostlar..
mina adlı pek bi sevilen italyan hanımın alberto lupo bey ile yaptığı düettir bu.. sözlerini leo chiosso yazmış, müziğini gianni ferrio bestelemiştir.. mina bu şarkısını ilk olarak 45lik olarak yayınlamış, aynı yıl "5043" adlı albümüne koymuş, bir yıl sonra "dal mio meglio n.2" adlı best of'unda yer vermiş, 1997'de çıkan "minantologia"sında da ekmeği yenmiş, yetmemiş "in duo"* ve "platinum collection"*da da üç beş allah ne verdiyse sömürülmüştür.. minanın böyle ticari oyunlara ihtiyacı olmadığını ve bunun prodüktörlerin işi olduğunu belirtip, böylesi çakallıkların ancak my sharona ekmeğini kırıntılarına kadar silip süpürme sevdalısı knacks gibi gruplara ait olduğunu da ekleyip sözlerine geçelim isterseniz, ya settar!
alberto lupo: cara, cosa mi succede stasera, ti guardo ed é come la prima volta (sevgilim, ne oluyor bu gece bana, sana ilk defa bakıyor gibiyim)
mina: che cosa sei, che cosa sei, che cosa sei (sen nesin be sen nesin ulan?!)
alberto lupo: non vorrei parlare (konuşasım yok)
mina: cosa sei (nesin dedim!)
alberto lupo: ma tu sei la frase d'amore cominciata e mai finita (ama sen başlamış ve hiç bitmemiş aşk cümlesisin)
mina: non cambi mai, non cambi mai, non cambi mai (hiç değişmiyosun, hiç değişmiyosun be, hiç ama hiç)
alberto lupo: tu sei il mio ieri, il mio oggi (sen benim dünüm, bugünümsün)
mina: proprio mai (hiçbir zaman)
alberto lupo: il mio sempre, inquietudine (herzamanımsın, rahatsızlığımsın)
mina: adesso ormai ci puoi provare, chiamami tormento dai, gia che ci sei (artık başlayabilirsin, işkencemi başlat, zaten buradasın)
alberto lupo: tu sei come il vento che porta i violini e le rose (sen kemanları ve gülleri getiren rüzgarsın)
mina: caramelle non ne voglio piu (artık şeker istemiyorum)
alberto lupo: certe volte non ti capisco (bazen seni anlamıyorum)
mina: le rose e violini, questa sera raccontali a un'altra, violini e rose li posso sentire, quando la cosa mi va se mi va, quando il momento, e dopo si vedra (gülü kemanı bu akşam başkasına yaz, keman ve gülleri dinleyebilirim, birşey anında ise uyarsa uyar bana, sonrasına bakarız)
alberto lupo: una parola ancora (bir kelime daha)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: ascoltami (dinle beni)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: ti prego (yalvarırım)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: io ti giuro (söz veriyorum)
mina: parole, parole, parole, parole parole soltanto parole, parole tra noi (palavra palavra palavra, palavra palavra sadece palavra, hepsi palavra)
alberto lupo: ecco il mio destino, parlarti, parlarti come la prima volta (işte benim kaderim, seninle ilk kezmişcesine konuşmak)
mina: che cosa sei, che cosa sei, che cosa sei, (nesin sen be, allah belanı versin artık -kaynak olarak kıçı da kullandığımız oluyor evet:)-)
alberto lupo: no, non dire nulla, c'é la notte che parla (dur, birşey söyleme, bırak gece konuşsun)
mina: cosa sei (ah be abi)
alberto lupo: la romantica notte (romantik gece)
mina: non cambi mai, non cambi mai, non cambi mai (imkanı yok değişmeyeceksin sen)
alberto lupo: tu sei il mio sogno proibito (sen benim yasak rüyamsın)
mina: proprio mai (hiçbir zaman)
alberto lupo: vero, speranza (gerçek bu, ümit)
mina: nessuno piu ti pu fermare, chiamami passione dai, hai visto mai (artık seni kimse tutamaz, haydi bana heyecan ver, hiçbir zaman görmediğin)
alberto lupo: si spegne nei tuoi occhi la luna e si accendono i grilli (gözlerinde ay sönüyor ve ağustos böcekleri şarkı söylüyor)
mina: caramelle non ne voglio piu (şeker ne ki smiley ne ki -kaynak kullanımı had safhada:)-)
alberto lupo: se tu non ci fossi bisognerebbe inventarti (eğer olmasaydın seni yaratmak gerekirdi)
mina: la luna ed i grilli, normalmente mi tengono sveglia, mentre io voglio dormire e sognare, l'uomo che a volte c'é in te quando c'é, che parla meno, ma puo piacere a me (ay ve cırcır böcekleri normalde beni uyanık tutarlar, uyumak ve hayal kurmak isterken, adam bazen sende olur ta içinde, ama az konuşanı da olsa hoşuma gidebilir, yani hoş konuşuyosun ama boş konuşuyosun şekerim)
alberto lupo: una parola ancora (bir kelime daha)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: ascoltami (dinle beni)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: ti prego (yalvarıyorum)
mina: parole, parole, parole (palavra palavra palavra)
alberto lupo: io ti giuro (yemin ediyorum)
mina: parole, parole, parole, parole parole soltanto parole, parole tra noi
alberto lupo: che cosa sei
mina: parole, parole, parole
alberto lupo: che cosa sei
mina: parole, parole, parole
alberto lupo: che cosa sei
mina: parole, parole, parole
alberto lupo: che cosa sei
mina: parole, parole, parole, parole parole soltanto parole, parole tra noi (palavra palavra palavra, palavra palavra sadece palavra, hepsi palavra)
**
ezcümle, kadın milletine nekadar yazarsak yazalım onlar zerre yemez, çok çok işlerine geldiği sürece gargara yaparlar vesselaaam..

Bunlarda Videolar - Formula 1 için :-)))

Geciken 2005 için ; buraya tıklayın




Zamanında 2006 videosu. bi de buraya tıklayın

30 Ağustos 2006

ÇEyn ÇEyn ÇEyn

John Lee Hooker (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) babamızın bir dönem Carlos Santana’ya maruz kalmışlığı vardır -ki övgü maksatlı söyledim yanlış anlaşılmasın. Santana da ayrı bir baba haliyle… İkisi de gitarın yenilip yutulmadan çalındığında da insanların içini cız ettirebileceğini aslında Kurt Cobain’den önce hatırlatmış mübareklerdir.

Neyse konuya girelim: Bu birliktelikten Chill Out (Things Gonna Change) adında bir çocuk doğar. Farkındaysanız şarkı iki isimlidir, Dilanım (Baharımsın Benim) konseptiyle kardeşçesine… Neyse ayrıntıları deşmenin bokunu çıkarmayalım. İşin içinde Santana olduğu için şarkı sapına kadar bir blues şarkısı olmaktan çıkmış, tam bir Latin lokumuna dönmüştür. John Lee Hooker’dan hiç beklenmemiş olan bu hareket, milliyetçi muhafazakar blues insanları dışında herkesin ağzına bir parmak bal çalmıştır. Şarkıda iplerin tamamen Santana’da olmasının tadı daha gitarlar girer girmez belli olur. Latin kadayıfı üstadımız, yine “onaylayan gitar” üslubunu kullanmıştır burada (meraklısı için ekşi sözlük’te bkz. Santana yapmak).

Şarkının sözlerini irdeleyecek olursak, bence irdelemeyelim. Zira bi tek “things gonna change” kısmındadır bütün vitamin. Orda da zaten ne dediği malum. Değişmeyeni Nuri Alço kapar değil mi sevgili okurlar… Çeyn çeyn çeyn diyor John Lee baba ve mesele zaten orda çözülüyor.

Bu şarkının Türkiye barları için de önemi tartışılmazdır. Rock barda da, blues barda da, Serdar Ortaç ile söz konusu şarkımızı arka arkaya çalabilen barlarda da en gözde seçimlerden biridir. Ben bunun nedenini, ritmindeki çok çok hafif kalça sallatıcılığa bağlıyorum izninizle. Oohh sosyo-biyolojik çıkarım da yaptım, plazada oda isterim.

Şarkının en sonunda yine Santana’dan beklenen gevreklikte bir solo vardır. Santana tonu diyebileceğimiz, kaç kilometre öteden duyulursa duyulsun kime ait olduğu anlaşılan bu ton, soloya esas tadını veren şeydir burada. Ondan sonra yine çeyn çeyn çeyn faslı girer ve şarkı tatlı biter.

Neticede, John Lee Hooker’dan beklenmeyen bir hareket, Santana’dan her zaman beklenen hareketlerle birleşince ortaya ölümsüz bir “mekan şarkısı” çıkmıştır. Daha kimbilir kaç kere gittiğiniz yerde çalacaktır ve daha kim bilir kaç kere “o sırada ne haltlar peşinde” olacaksınızdır bilinmez…

29 Ağustos 2006

torun geldi: masstival!


gözümüzün nuru organizasyon prodüksiyon her türlü aktivite şirketimiz Echoes, nihayet beklenen atağı osasuna'ya nazire yaparcasına gayet seri bir şekilde yaptı ve çocuğun adını koydu:

MASSTIVAL!

2007 yılını bir şekilde sallayacak aktiviteler zinciri için şimdiden kemerleri bağlayalım, tahinpekmezcek kıyakları bekleyelim..
şimdiden Red Hot Chili Peppers'sız bir Masstival mastivalmidir diyerek veriyorum gazı, rabbim daha kırallarını da eklemeyi nasip etsin,
amin..

Bu da benden dedeme tribute olsun...

Yurdumuzun gerçeğidir doğan görünümlü şahin, üzerine az espri yapılmamıştır. Fakat sıkı durun böylesini ne ben ne de siz duydunuz ( o değilde iyi ayara gelmişim sanki mal satıyorum) evet tünink olayında bir devrim diyerekten tahinpekmezdeki tüninkçilere de ince bir selam yolluyorum ve mustang görünümlü Renault 12 ile sizleri başbaşa bırakıyorum.


PS: İyide neden dedeye tribute, işin bu kısmını ben anlamadım diye soracak olursanız kendisi araba kullanmayı Hz. İsa döneminde bu arabayla öğrenmiştir, tabi burdaki "bu" kastım büyük resmin hemen sağ üst tarafındaki araba oluyor. Neyse ben kelle koltukta kaçıyorum. Arabanın yanındaki olayda istanbul menkul kıymetler borsası 2. seans çizelgesidir burdan borsacılarada selam ederim.

TamamAbi.org

Mahkeme kararı ile ya da başka bir şekilde engellenmiş sitelere erişmenin kolay ve ağrısız yolu.

Tüm işletim sistemlerinin kullanmakta olduğu hosts dosyası üzerinden, DNS'i aradan çıkartıp, direkt site adresini (domain) sitenin ip adresine yönlendirerek erişim sağlanmakta.

Sürekli güncellenen hosts dosyası ile gönüllere taht kurmaya aday! :)

http://www.tamamabi.org

Candır bi' yerde...

28 Ağustos 2006

Her sene olan tavaf...


Bir site sahibi düşünün , dünyanın dört bir yanında ki konserlere , etkinliklere gidebilen , gücü kuvveti yerinde dağ gibi bir adam , bir site sahibi düşünün sadece ve sadece varlığı ile bize huzur , rahatlık , eğlence ve kaliteyi aynı anda sunan...

Bu ve bunun gibi en bi güzel , en bi şahane ortamların adamı , büyük insan Freko iki sene üst üste gelemez mi yahu bir Formula 1 organizasyonuna...

Çok Yakında Film ile katılım olacak...

26 Ağustos 2006

cell - cep

onbirinci gününü idrak ettiğimiz mecburi horizontal takılma maratonumuzda, gün geçmiyor ki yeni bir kültür fizik aktivitesine girmeyeyim sayın tahinpekmezciler.. stephen king abimiz, fenalıklar geçirttiği karakule serisine nazire yaparmışcasına, dakika bir gol bir misali ilk sayfasından aksiyona geçen şahane bir kitap yazmış sene başı.. melyche hanımın katkılarıyla elimize geçti, okuduk, tavsiye etmek istedik..
içeriği anlatmayacağım, lakin teknik bir detay vermek isterim: bu kitapla karşılaştırılınca, dan brown'un kitapları kafka romanı gibi kalıyor, o radde.. bundan önce bir de babanın medyum - shining adlı eseri aynı etkiyi yapmıştı, sayfalar rüzgar yapıyordu çevirmekten..
tanışıyormuyuz bilmiyorum, ama çevirmen canan kim bir de güzellik yapmış, kitapta önemli ölçüde freko abinize yer vermiş.. nasıl mı? alın okuyun, ayıptır, emeğe saygı:)
altın kitaplar - 432 sayfa - 17.10 ytl (ideefixe fiyatı)
frekman rivoluşıns kültür fizik hizmetleri sundu..

Cumartesi günü mesaisi.

Taa ilkokul sıralarında öğretilen bir şey vardır bize. P.tesi, salı, çarşamba,perşembe, cuma hafta içi günleri, cumartesi, pazar ise hafta sonu günleridir. Hafta sonu demek ise "tatil" demektir. bu kısmını ilkokulda öğretmemiş olsalar da tecrübelerle sabittir ki kimsenin karşı cıkacağını da sanmıyorum, tatil demek ise sabah en az 10.00'da kalkmak, kahvaltıda domatesi biberi reçeli balıyla sefa sürmek, gazetemizin ilk kısmını yatakta okurken ikinci kısmını klozetin huzur veren serinliğinde okumak, yetiştirmem gereken iş var mı yok mu diye düşünmemek demektir.

İşte bu gerçeği gözardı eden bir çok işverenin dayatması sonucu (bakınız hepsi demiyorum) cumartesi günleri de hafta içi günlerle karışmış, haftanın en sevilen günü olma özelliğini, sempatisini birazcık kaybetmiştir. cumartesi mesaileri son bulmadığı sürece de kazanamayacaktır nezdimde. gerçi bu gün mesaisi için, her ne kadar "iyi bari öğlene kadar çalışıyorsun" gibi tepkilerle karşılaşılsa da unutulmaması gereken bir şey vardır. sorun işe gitmek gelmek değil, sabahın 07.00'sinde uyuyor olmamız yerine yüzümüzü gözümüzü yıkamış, tıraşımızı olmuş şekilde servis beklemektir. zaten bundan sonra yarım gün tam gün çalışsan cok da bir şey farkettirmemektedir.

"peki çalışan için durum nedir?" derseniz cevabım kısa ve net olacaktır. cumartesi işe gelen adam oturur iş yapmaz, açar tahinpekmez'i oturur kendince bir şeyler karalar..