20 Ocak 2006

Bu Aslında İyi Oldu Efsanesi

Hit almış çalışmalarımızdan biri daha, pek sevgili güzel kardeşimiz Days Korkmazcan için geliyor.. Yıldız bakınızlar parantez içi oldu ister istemez, olduğu kadar..



bu aslinda iyi oldu efsanesi (#4639519, 09.06.2004 10:06:12)

yedi tepeli şehrin en büyük efsanelerindendir.. her bir tepesinde milyonlarca hayat barındıran bu megapolde, asyanın tüm kaderciliğini alıp avrupanın akılcılığıyla harmanlayan nice divane yollarını şaşırır, insan nehirlerinin içinde boğulmak üzereyken bu efsanenin isimsiz kahramanlarından olurlar..

aslında her yalnızın içinde bir efsane saklıdır.. değil mi ki aşk tarihi aslında başlamamış aşkların tarihidir, o halde daha yazılacak nice destanlar vardır yazılmayan, yazılamayan.. bir gitarın teli koptuğu anda çıkan ses gibidir bunlar, her biri benzersiz, her biri başka bir yerden başlayıp aniden bitiveren, ve aslında sonsuz paralel uzayda kimi mutlu, kimi daha da mutsuz hayatlarda devam eden hikayelerdir.. ve hepsi bir güzel şarkının introsu gibi başlar, hüzünlü bir şarkının outrosu gibi uzar da uzar, kimseyi ilgilendirmese de, bir kişinin de olsa illa yankılanır durur biryerlerinde, ta içinde, ciğerinde, akyuvarlarında..

bir güzel kız ya da bir koca oğlandır bu her zaman, çünkü aşk da insanlar içindir, acı da.. ve her aşık olanın acıya hazırlıklı olması gerekir, hiç affetmez, en ufak bir şey bile acıtır kalbini insanın.. nazlı yarin anlatılan fıkraya gülmemesidir bazen acı olan, bazen de saatlerce çaldırdığın telefonu açmayacak kadar küsmüş olması sana..

aşık olursun ve günler ve geceler ve aylar ve belki de yıllar boyunca mutluluk ve acı lead gitara kontra giden bas gibi at başı gider yanıbaşında gündelik hayatının.. gün içinde boyut kapılarından gide gele allak bullak olur uykuların, rüyaların, işin gücün şaşırır rutinini.. kah coşkulu sevişmeler, kah kıran kırana dövüşmeler içindesindir artık.. o güzel anlar hiç bitmesin istersin, kavgalarda ise kaçıp gitmektir tek derdin; lakin ne güzel anlar uzun sürer, ne de kaçabilecek bir delik vardır acıtan uzun dönemlerden..

ama insan gene insanlığını yapar, kangren olan bacağı vücudun kalanını kurtarmak için kesmesi gibi, acıttıkça acıtan ilişkiyi gün gelir koparır atar.. ve tabi ki bir bacağından olmuş vücut nasıl eskisi gibi bir randıman gösteremiyorsa, koparılan ilişki de ruhundan kocaman bir parçayı alır götürür yanında, ve her kopan parçayla insan biraz daha ruhsuzlaşır, yani olgunlaşır..

aylar geçer üzerinden, yaralar kabuk bağlar, iyileşir, kesilen bacağın yerine protez hesabı ruhunu da yeni dostlar, güzel sohbetlerle doldurmaya çalışır, alışırsın yeni hayatına, böyle yaşamaya devam edersin bir şekilde.. geyik muhabbeti en güzel sığınağındır, akıllı, halden anlayan dostlarla derin felsefi muhabbetler, sağlam geyikler çevirirsin, güler, eğlenirsin; aklının bir köşesi her daim o kopan parçayı arasa da fantom ağrıları gibi, gene de geçer günler bir şekilde..

günlerden bir gün, ya da bir gece diyelim, şehrin işlek caddelerinden birinde, güzel sohbetli dostlarla buluşacaksındır, ve her zamanki gibi gecikmiştir puştlar.. bir aşağı, bir yukarı gezersin caddeyi, vitrinlere bakarsın, kitapçılar, plakçılar, hediyelik eşyacılar.. içerideki minik lob gözlerini yönlendirmekte, her baktığında üzüleceğin anılarla dolu objeleri seçmektedir göz bebeklerin.. fakat yenilmez cengaver ruhun, tam gözlerinin dolduğu anda çeker bakışını o kahrolası objeden, bambaşka alakasız bir noktaya odaklanırsın, ısırdığın dudağın hafiften kanar, ısınır ağzın kendi vücut ısındaki alyuvarlarının tatlı sızısıyla.. tatlı tatlı yağan bahar yağmuru ensenden hafif hafif süzülmekte, yeniden yaşam sevinciyle doldurmaktadır seni..

tam bu anda, vitrin camından yansıyan bir hayal seni sarsar, işte o, tam arkandadır, dönemezsin gerçek olup olmadığını anlamak için, kaçamazsın da, sadece gözlerin istemsizce kapanır, saatlerdir bir gelip bir giden yaşlara engel olmak için.. tam “sadece bir hayal” olduğuna kendini inandırmış ve gözlerini açmak üzereyken, nazik bir el omzuna dokunur, istemsizce dönersin arkana..

- nasılsın, ne yapıyorsun burada böyle tek başına?

işte uzman sorusu, işte hayatın kuruduğu bir an.. asırlar gibidir ciğerden gelen havanın ses tellerinden geçip ağızdan çıkana kadar geçirdiği süre:

- hiç işte, arkadaşları bekliyorum.. sen nasılsın, ne yapıyorsun?

kulaklarında duymayı istediğin replik çalmaya başlar: “seni nekadar çok sevdiğimi, ne çok özlediğimi anladım, arayıp da söylemek, bu büyüyü bozmak istemedim, ve seni buralarda bulacağımı söyledi içimden bir ses, kalktım geldim.. ne olur tekrar başlayalım, seninim, herşey çok güzel olacak artık..”

ve fakat, gerçeğin sesi kalbinden kulağına giden banttan yayını bastırıverir, olanca gürlüğüyle:

- arkadaşlarla şöyle bir dağıtalım dedik, buralara geldik, önce hedede içicez, sonra da hödöye geçip dansedicez biraz..
- ya öyle mi, ne güzel, size iyi eğlenceler o vakit..
- (yarım ağızla) sen de gel istersen?
- (içi kanayarak) yok, ben gelmeyeyim, arkadaşlara ayıp olur hem..
- peki, sen bilirsin, görüşmek üzere..
- haydi çavvo..

tatlı tatlı yağan bahar yağmuru musona dönüşmüş, esen rüzgar ayaklarını yerden kesmiş, bir hortum seni sürüklemektedir içinin derinliklerinde çalan a great gig in the sky eşliğinde.. geç kalan puştlar nihayet gelir, muhabbete girilir, ağız konuşur ama akıl bambaşka yerlerdedir.. “kimdi ulan o yanındakiler? ben burda her gördüğüm şeyde onu anarken o nasıl eğlenir, içer, danseder??” gibi binlerce soru, içini kemirmektedir (and the worms ate into his brain).

nekadar soru varsa, okadar derindir çıkılamayan kuyu.. arkadaşların gözünün önünde türlü şaklabanlıklar yapmakta, espriler ardı ardına patlamakta, ve sen yalandan gülücüklerle otomatik tepkiler vermektesindir.. için kan ağlarken, diplerde bir umut yeşeriverir; bu yaradanın bir mucizesidir:

- bu aslında iyi oldu
- nasıl abi? iyi olan ne?
- yok bişi, hadi geç kalıyoruz, bekletmeyelim milleti!
- tamam abi, ben hesabı söylüyorum
- sendensin, eheheh
- ulan hep böyle yapıyosun, ne puşt adamsın!

işte böyle dostlar.. bazen yıllarca düşünürsün de tek bir noktada görüverirsin evreni, her şeyin sırrı bir küçük anda saklıdır.. mühim olan o anı denk getirebilmek, doğru zamanda doğru yerde olabilmek.. herkes er ya da geç bunu başarır, tek bacağı kalan kişinin eninde sonunda yürümeyi başarması gibi..

ne diyor mark knopfler abi:

scarred for life, no compensation;
private investigations..

3 yorum:

  1. E istek parca aliyorsun madem, ben de istiyorum. Ne istedigimi de biliyorsun, goctugunu ogrendigimde ilk tepki "gitti guzelim entry" dedirten. Onun ardindan yine ayni albumden bir diger parca da gelebilir mesela.

    YanıtlaSil
  2. Ben bunu ilk okuduğumda gözlerim dolduydu. Hayır anlamadığım şey ortada öyle yıkıp geçen bir ayrılık mevzuu falan da yoktu o zaman benim için. Neyse, sonra hayırlısıyla o da oldu, "bu aslında iyi oldu" diye diye avuttum kendimi ve bir dönem düzensiz aralıklarla tekrar tekrar okudum bu güzide entry'i.
    Tekrar eline sağlık ağabey...

    YanıtlaSil
  3. sana bişi olmasın koçum, detay ver sana da yaziim bi tane:)

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.