06 Ekim 2006
MS
Geçenlerde sağlık okur yazarlığı diye bir gazete küpürü okumuştum. Oradan yola çıkarak ve aslında sağlığına pek de değer vermeyen bir toplumun üyesi olarak ( istatistiklere göre 1 avrupalı senede ortalama13 kez doktora giderken 1 türk neredeyse 1 kere gidiyor) çoğumuz tarafından tam olarak bilinmeyen ms hastalığından bahsetmek istiyorum. İsmini ilk olarak yakın arkadaşım bu hastalığa yakalanınca öğrendim. Ve ne talihsizliktir ki arkadaşıma evlendikten sonra 2 ay içinde bu hastalık tanısı konulduğu için boşanmak ve hatta çocuğunu aldırmak durumunda kaldı.
MS Beyin ve omuriliğin (merkezi sinir sisteminin) bir hastalığıdır.MS beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozar. Beyni organla konuşturmayan hastalık olarak da bilinir.Ms daha çok gençler arasında görülen bir hastalıktır. Daha çok 20-40 yaş arasında görülür. Yani kişinin her açıdan en verimli olduğu dönemde.bu hastalığa neyin yol açtığı bilinmemektedir. Kalıtsal ya da bulaşıcı değildir. Kesin bir tedavi bulunamamıştır. Birde kimin ms e yakalanacağı belli değildir. Yani hepimiz risk altındayız.özellikle kadınlar. Çünkü kadınlarda erkeklerin neredeyse iki katı oranında görülüyor.
Belirtileri ise şöyledir: Göz bozukluğu: Çift görme veya gözün irade dışı hareketi • Vücudun herhangi bir bölgesinin kısmen veya tamamen felç olması • Ellerin Titremesi • Mesane ve kalın barsak kontrolunun kaybı • Sendelenme veya denge kaybı • Dilde peltekleşme gibi konuşma bozuklukları • Aşırı halsizlik veya kendini alışılmamış biçimde yorgun hissetme • Koordinasyon bozukluğu • Uyuşma veya karıncalanma hissi • Ayakların belirgin şekilde sürüklenmesi
Bu belirtiler varsa bir doktora görünmekte fayda vardır. Bir diğer husus da bu hastalığa yakalananlar malulen emekli olabiliyorlar.
Multipl Skleroz Derneği, İSTANBULBüyükdere Caddesi, Hukukçular Sitesi No: 24 Kat: 2 D: 21, 34387 Mecidiyeköy - İSTANBULTel:(0212) 275 22 96, 275 22 97
Daha fazla bilgi için:
http://www.dental.ufl.edu/Faculty/PBurtner/Disabilities/Turkish/phmscle_tk.htm
http://www.hastarehberi.com/topic.asp?TOPIC_ID=2207&FORUM_ID=24&CAT_ID=6&Topic_Title=MULT%DDPL+SKLEROZ+TEDAV%DDS%DDNDE+GEL%DD%DEMELER&Forum_Title=multiple+skleroz+%28+MS+%29+grubu
http://www.ntvmsnbc.com/news/211358.asp
http://www.turkiyemsdernegi.org/v2/anasayfa.asp
Hepinize sağlıklı günler dilerim. Unutmayalım ki
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”
bir dönem bitiyor mu?
FLAŞ!!! FLAŞ!!! FLAŞ!!!
(abi burada daaan! diye bi efekt var gibi düşün)
işte şok görüntüler. ismini açıklayamayacağımız acar muhabirimiz sizler için çekti.
05 Ekim 2006
Türk eğitim öğretim sisteminde dayağın yeri ve önemi vol.1
Öylesine kanıksamışız ki bu "hoca dayağı" konseptini, ortaokul 1 örencisinin yüzünde patlayan tokat ilgimizi cezbetmez olmuş.. Bu durum, toplumca kafayı yediğimizin emaresi değildir de nedir?? Ben bunu sorgularım arkadaş!! Ben Alparslan'ın torunuyum!!
Burada böyle esip gürlediğime bakmayın, muhtemelen tahinpekmez müdavimleri içinde en çok "hoca dayağı" uygulamasına maruz kalan birey benim.. Ha tabii, şimdiki aklım olsa "hocaa!! indir o elini!!" diye Yusuf Miroğlu havalarında artislik yapardım.. Heyhaat, ebeveynleri tarafından "eti senin kemiği benim" denilerekten eğitim öğretim neferlerinin şefkatli kollarına teslim edilen sübyan nerden bilsin hakkını aramayı..
Olayın, velisinden öğrencisine, eğitimcisinden idarecisine, pek çok yönü var kanaatindeyim..
"Hocanın vurduğu yerde gül biter" öğretisiylen uyuşturulmuş beyinler, elbette ki bu rezil uygulamayı sorgulamayacak, bildiğini okumaya devam edecektir.. Zira "hoca" nedir? Kutsal bir kimsedir, bir harf öğretene kırk yıl köle olmak derecesinde bilgiye (güya) aç bir toplumun başının tacıdır, öyle değil mi?? Çok afedersiniz "NAH" öyle.. Hoca dediğin, senden benden tek farkı aldığı formasyon eğitimi olan kişidir.. Maalesef bilgi cehaleti almaklan beraber eşşekliğe karşı etkisiz kaldığı için, sinir hastası yine sinir hastası, psikopat yine psikopat.. Ancak velinin gözünde ululardan bir ulu, ne yaparsa doğruyu yapan bir üst insan.. Üstelik, açık bir iki yüzlülükle belirtildiği üzere köprüyü geçinceye kadar "dayı" demek durumunda olduğumuz bir kimse.. Velakin, bir nesil böyle pısırık, böyle içine kapanık yetiştirildi canlar!! İşte ben ki bu zavallı neslin önde giden, bayrak taşıyan cinsinden temsilcisi olarak, hep gıptayla baktım müdürün odasına hışımla dalıp "ben dövmüyorum kendi çocuğumu, siz kim oluyorsunuz!!" diye çıkışan veliye.. Maalesef bu kişi hiç bir zaman benim velim olmadı ama olsun, müdür beyin o iki büklüm "aman efendim, bi yanlış anlama olmuş" tavırları bir nebze hafifletti acımı..
Neyse, çok dertliyim, çok doluyum, bu mevzu hakkında sayfalarca yazabilirim ancak şu an Allah inandırsın kelimeleri falan sıraya koyamıyom, sinirlendim yine durduk yerde.. Yazının başlığına "vol.1" ibaresi koydum ben de, "bu şarkı burda bitmez" hesaabı.. Geri gelecem, kaldığım yerden devam edecem..
04 Ekim 2006
ditomito logo melodi hizmetleri..
bu ayki fatura gelmiş, aldım açtım, dibine baktım, ağlaya ağlaya "tamam lan tamam bu ay da yatırıcaz" dedim, sonra incelemeye başladım fatura detayını.. öyle ya, bu devirde babana güvenmeyeceksin, bakacaksın dibine kadar.. numaralar ekseri aradığım insanlar, beleş dakikalar da çalışmış, eyvallah.. waptan eczane bakmışız falan, sanki elimizin altında hayvan databeyz yok, ama oluyo arada yolda misal, onlar da okey.. lakin bir enteresan kalem var ki, dikkatimi celbetti:
ditomito logo melodi!
yahu altalta topladım, vergisi falan hariç 12.85 ytl kitlemiş abiler böyle ditomito ayağına! derhal aradım 4440532'yi, "emret güzel abim" diye açtı müşteri hizmetleri, numara gözüküyo elemanlarda tabi, dedim "bırak ulan güzel abim ayaklarını, dibine kadar geçirmişsiniz!".. eleman afalladı, "estafurullah abi ne haddimize, bırak geçirmeyi üç beş aramayı da es geçtik, sana yanlış aklımızın ucundan geçmez" diye kekeledi, "madem geçirmiyonuz, ne bu ditomito, ne ayak, dalga mı geçiyonuz adam mı seçiyonuz?" diye tekrar gürledim.. eleman bunun üzerine, ağlamaklı bi ses tonuyla, "abi biz onlara hizmet verioz, valla bizim kabahatimiz değil, aha oranın müşteri hizmetleri numarası, aha bu da adresi.. emret gidelim dağıtalım mekanlarını" diye yalaklandıysa da, kendi işimi kendim gören bir adamım, çat diye kapattım suratına.. ayıp da oldu çocuğa, posttan sonra gönlünü alayım unutturmayın..
0 212 337 15 32 numerolu müşteri hattını aradım, "iyi günler burası ditomito, iptal işlemleri için bire, iptal işlemini telefonla yapmak istiyosanız ikiye, yetkiliye bağlanmak için üçe basın" diyen robot çıktı!
babacım, bir şirket direk "iptal işlemi için hedeyi tuşlayın" diyorsa ben bunda bit yeniği ararım.. hayatımda tek bir logo / melodi indirmiş insan değilim, üç beş bilgisayardan anlayan kimseyim, bağlarım usbsini bilmemnesini beleşe işimi görürüm, hatta bugüne kadar "pdudu yazın bilmemkaça yollayın tarkan - dudu polifonik melodisi cebinize gelsin" reklamlarına da götümle gülmüş kimseyim..
tabi ki üçe bastım, gene robot, "arkadaşım saat sekizde kapatıyoruz dükkanı, yarın ara bi şansını dene, büyük ihtimalle meşgule düşürücez babayı alacaksın" mealine gelen bir serenad çekti, ama yemez.. bana 12,85 geçiren adam kimbilir bizim komple şirkete neler geçiriyor.. yarın bütün hukuki nüfuzumuzla saldırıyı başlatıyorum..
bu postu okuyan herkesin detay faturalarını inceleyip, dito mito'ları bulmaları durumunda benimle aynı hareketi yapmalarını tavsiye ediyorum.. zaten dünyanın vergisini emiliyoruz, bir de araya bu keneler yapışıyor, sanki ağaçtan topluyorum ben 12,85'i! bu arada, dito italyancada parmak mealine geliyor, bilmem birşey ifade ediyor mu..
yanlış adama parmak attınız birader, büyük hata..
freko, bir adam vardıııı nevri dönen..
03 Ekim 2006
Hayatımı Kaydıran Sınavlar - Vol.1
Başta da görüldüğü üzre vol.1'le girdik olaya. her bölümde farklı bi sınavdan, farklı heyecanlardan, farklı streslerden ve herbirine günlerce, aylarca oturup çalışmak zorunda olmam sebebiyle sahip olduğum farklı çıbanlardan bahsedeceğim.
Ortaokul 1 Türkçe Sınavı: Tarihsel sıralamada hayatıma etki
ilkokuldan yeni mezun olmuş, her derse tek öğretmenin girdiği sıralardan kalkıp farklı derslere farklı öğretmenlerin girdiği derslere başlamıştım. Göztepe Ortaokulu'na yazılmıştık ilkokuldan sonra ve tabi akraba vastasıyla(o zamanlar da kayıt parasını gırla alıyorlar.). Arkadaslarına cabuk alışan ben öğretmenler konusunda da pek sıkıntı çekmemiştim. Sadece 1'i hariç. Adını şimdi bile sinirle andığım Türkçe öğretmeni doğru düzgün ders anlatmamakta, bunun dışında defter düzenine, kağıt düzenine önem vermekteydi. “e ne olacak ki bunda?” diyebilirsiniz ama bu verilen önem manyaklık sınırlarına ulaşmıştı. Tırnak işaretlerini, parantezleri, ıvır zıvır kırmızı kalemle yapmamız, farklı şeyleri farklı renkte kalemle çizmemiz gerekir, cümlenin başladığı bittiği nokta kağıtta bir o kadar önem arzederdi. Kağıttaki en ufak bir kayma bünyede daha ciddi kaymalara yol açardı.
O zamanlar da şimdikinden farklı olmayan bir fizyolojiye sahiptim. Hem zayıf bir bünyede hem de, afedersiniz, göt kadar bir boyda olduğumdan hep en ön sıraya oturtulurdum. Dersi dinlemek açısından avantajlı olan bu nokta dersi kaynatmak açısından ne kadar dezavantajlıysa aynı şekilde öğretmenin kapsama alanında olduğu için de bir o kadar da sakıncalıydı. İşte bu yüzden hep pür dikkat hocalarda olurdu gözüm. Her söyleneni anlamaya çalışırdım. Türkçe dersinde ise sayfa düzeni ıvır zıvır daha önemli olduğu, ders anlatılmadığı, hatta kompozisyonlar bile hocanın kendi kitabından kelime kelime yazıldığı için zamanımı dersle değil de daha farklı şeylerle geçirirdim. Anlatılanlar boş gelirdi cünkü. Devamlı yere silgi düşürmek suretiyle arka sıralarda oturan kızların bacaklarına bakmak daha cazipti.(Evet orta 1'de de sapıktım)
Ilk dönemin ortalarına tekabül etmekteydi ki bu dersten girdiğimiz ilk sınavdı. Yine en öndeki sırama kurulmuş sorularımı çözmekteydim. Tam 4. soruya geçmişken(evet o kadar da net hatırlıyorum) sağ cennahtan ne olduğunu anlayamadığım bir cisim hızla suratıma çarptı. Cismin ne olduğunu anlamaya ve kendime gelmeye çalışırken kafamı kaldırdığımda hocayla gözgöze geldim. Hoca bir anda sınıfa döndü ve ağızından şu sözler döküldü: “şu adama bakın. parantezleri siyahla yapmış yazmış gidiyor!! ”. işte bu an benim dayak yediğimi idrak ettiğim ve yanağımın acıdığını anladığım an oldu. Işin daha acı kısmı ise bu tokatla birlikte arka sıralardan gelen silgi sesleriydi. Koskoca sınıf aynı şeyi yapmış parantezleri siyahla yapmış ama ben seçilmiş insan olduğum için tüm acıya katlanmış ve insanların parantezlerini kırmızı kalemle düzeltmelerini sağlayan şamaroğlanı olmuştum.
herseye muktedir freko bizi mogwai'ye de gotursun bence
bence freko çok iyi bir insandır. yücedir ve uludur aynı zamanda. kendisini çekemeyenler vardır, hakkında addams family misali bişiler yazarlar çizerler falan.. ama o bunlara hiç aldırmaz, o derrece yüce bi insandır kendisi. boy pos ondadır, endam ondadır. her bişeycikler ondadır. ee madem bu kadar süpper bi şahıstır kendisi, ayağımıza kadar gelen mogwai'yi dinlemeye yeni meleğe götür bizi 28 ekim'de, niye götürmesin ki. bunu mu beceremicek ki kendisi. o herşeye muktedirdir, yapar. yapamazsa da zaten kendisi hakkında hain planlar yapabileceğimizi bilir, sakınır.
ne de güzel abimizsin sen bre freko!
Redd dinliyoruz, coşuyoruz olayı..
cuma akşamı (06.10.2006) balans music hall denen ses düzeni ve havalandırması ve ambiyansı gayet takdire şayan olan mekanda Redd konseri var. kimdir redd?
yazmışız başka ortamda vakti zamanında 2. albümleri kirli suyunda parıltılar'ı dinleyip hastası olunca:
"30una yaklaşmış belki de biraz da gecmis şehirli kuşağın yaşanmışlıklarını, birikim ve beklentilerini tasvir eden muhteşem albüm. boş konuşmuyor, birşeyler söylüyor, yalnız değilmişim dedirtiyor. redd, 50/50 ile girişini yaptığı hikayesinde, kirli suyunda parıltılarla konuyu genişletiyor.."
acaip bir sesi var vokalistin. opera sanatçısıymış aslen. bir de PF coverlayacaklarmış.
balans nedir nerdedir:
http://www.balansmusichall.com/
redd kimdir nedir:
http://www.redd.com.tr
yaklaşık nası bi ballad söyler mesela bu adamlar:
http://www.youtube.com/watch?v=Ko53OUxPrms
hadiyin toplanak ta gidek der küçüklerin gözlerinden büyüklerin ellerinden öper, çıtıpıtı hanımlarımızın ellerinin üst kısmına nazikçe buse kondururum..
caravan'ı da yıkın allahsızlar!

bir devir kapandı geçenlerde baba erenler.. yılların kemancı'sı, birkaç yıl önce "üç beş kira gelsin" zihniyetiyle bünyeye aldığı riddim adlı r&b virüsüne eli verdi kolu ve kalan cümle organı kaptırdı, an itibariyle yerinde bir zenci abidesi yükselmekte..
sanırsın memleket east coast / west coast olmuş, hergün bu kara derililere yeni bir mekan açar olmuşuz milletçek.. arkadaşım biz bu vatandaşları çok çok arap bacı rolünde tevfik gelenbe olarak bildik, kemal sunal filmlerinde arap kadri olarak gördük, üç beş de liglerimizde top koştururlar.. buranın yerlisi değildirler, vaktiyle sömürgemiz olup da esas toprağa esir olarak getirilmemişlerdir, çok çok lazız, kürdüz, çerkeziz, boşnağız ama kesinlikle zenci değiliz be! o bütün turancı arkadaşlar bile kızılderilileri dahi türk ilan ettiler de, zenciler hakkında saçmalayana henüz rastgelmedim.. o halde nedir bu zenci müziği aşkı? cezayı falan hiç dile getirmeyeyim burda, bambaşka bir garabettir..
şimdiden belirteyim, blues olsun, jazz olsun, reggae olsun sevdiğim şeylerdir, lakin bu r&b adı altında eski beyaz müziklerini kanırtalım bok edelim bırakalım anlayışına seyirci kalan müzik endüstrisine tüküreyim.. adamları yıllar yılı ezdiniz diye özrünüzü böyle mi diliyorsunuz nedir? en son şahadet ettiğim bir olayı aktarayım, gene bir şopar ablamız bu sefer çökmüş, aaa yiii efektleriyle "eye of the tiger" katlediyordu geçen cumartesi radyoda, o an allah canını alsın istedim komple o eserde emeği geçenlerin.. bu hadiseye ilk weyklif ciin deyu bi ibiş başladıydı, hem de en tepeden, wish you were here'ı aaa yiii diye katlettiydi, sıkıyosa gelsin memlekete, havaalanında kova içinde gürgenle karşılamayan freko şerefsizdir..
ha, bana mı kaldı kemancı'ya sahip çıkmak? eh, eski camlar bardak olduysa, meydan frekoya kalmıştır dostlar.. vaktiyle antrax dinleyip yor antisoşıııl diye höyküren nice can cezaya methiye düzer oldu, etekle gezer oldu, bu yüzden de iş başa düşer oldu.. yaga'nın yerine yeni kemancı yapılıyomuş, iyi madem sultanahmet çeşmesini de kaldırıp yerine aç kapa artema koyalım -fark benzetmesini de buradan ittirmeyi bir görev bilirim-, gidelim o tarihi çeşmeyi başka yere dikelim, oldu mu? olmadı tabi..
estergon kalesi gibiydi kemancı, gidilmese de görülmese de bin yıllık anıların eviydi, şimdi zenci meraklısı hatunların kıç sallayacağı bir mekan olarak yeni nesillerle kucaklaşacak..
gelmeyelim kucağa, değerlerimize sahip çıkalım, kime diyorum..
freko, müzikseverin dostu, aa yeecinin düşmanı
02 Ekim 2006
tahinpekmez profilleri 6 - elinherifi (what a fantastic shave - bilen bilir edition)
kendisi olmasaydı, sanıyorum ben çoktan pes ederdim de, frekonuz hayatında ilk defa söylediği birşeyi yapamamış olarak tarihinde kara bir noktayla fade out olurdu ortamlardan.. ne zaman çaresizliğe kapılsam, "yok anasını satiyim yazdıramıyoz millete, illa iblis mi kabul etmemiz lazım" diye düşünsem, siteyi açar açmaz bir postunu görmüşümdür, eksiksiz bir şekilde hem de.. kah benim gibi eski yazılarını buraya -başka bir yere götürmemek üzere- gömdü, kah yenilerini yazdı, o yazdıkça bizim yazasımız geldi, ekseriyetle birlikte coştuk komentlerde..
bu kadar yağlamadan sonra, gerçeklere gelmek isterim a dostlar..

işte dostlar.. elinherifi kardeşimiz bu dünyaya neredeyse zencilere özgü bir saç kütlesiyle gelmiş ve ileri yıllarda kendisinin funk sanatçısı, ne bileyim heavy metal bateristi olması beklenirken, küçük yaşta başa gelen elim bir hadise sonucu saçlar yavaş yavaş terketmiş, nihayetinde sanki o kafada sanki hiç bitmemişcesine bir izlenim bırakırcasına, nice yastık yüzlerinde, koltuk kafalıklarında bir hoş sada olmuşlardır..
elim hadise dedik, açıklayalım: resimde görülen ikinci kişi, rahmetli öztürk serengil olup, o sıralar henüz elinveledi ebatlarındaki kardeşimize, yaygın tabiriyle "el vermektedir".. bu el verme vakası tabi ki kendisinin bugünkü mahlasının oluşmasına, sanatına çok büyük katkılar yapmıştır, lakin öztürk babanın en önemli lügatından "kelajjjjjjj" kendisiyle yaşamıştır, yaşamaya devam etmektedir..
kendisine "yeşşeeee el'inherifi" diyor, uzun ömürler diliyoruz, rabbim etrafımızdan eksik etmeye:)
Sıkıntılar katmer katmer...
Genel olarak çokça çalan telefonlar ve akabinde bir bayanın sesi ile gelen ulaşılamıyor mesajı ile karşılaşınca tuhaf oldum acaba ben mi bişeyleri atladım ??
Üstelik hani günboyu mail attığım , ara ara msnde hal hatır sorduğum , veyahut belli zamanlarda buluştuğumuzda görüştüğüm insanlardı bunlar , tutupta ilkokul 4 ten beri görmediğim Mustafa ya gitmedim...
Kalabalıklar arasında tek başına ve yalnızlık hissiyatı ile trenler , vapurlar , otobüsler kat ettim ve tatsız oldum. Bunun sebebi ne olsa gerekti ??
Çok güzel bir comminty üyeliğine sahip , çok özel dostluklara sahip olduğumu düşünürken ellerim cebimde gezdiğimi fark ettim...
"Yapılacak , kesin yapılacak hoca" denen bir etkinlikler dizisi hareketsiz durmakta , keza eğlence mekanlarına gidilmekte ama dahi şu çocuğuda çağıralım denmemekte...
Hadi çağrılmayı bıraktım , hal hatır soranlarda bir elin parmaklarına düştü (aramızda çok parmaklı arkadaşlar var tabii.)
Yalnızken can sıkıntısı benim derdim budur...